15 Eylül 2017 Cuma

Zeynep Masal için hazırladığım hediyelikler ♥



Meleğim için her birini büyük bir özen ve sevgiyle hazırladığım hediyeliklerim çok sevildi. Gerek renkleri gerek detayları insanın içine huzur veriyor doğrusu. İyi ki hamileyken yapmışım dedim kendi kendime.. Malum bizim miniş erken geldi. Benim için inanılmaz bir kolaylık oldu önceden hazırlamış olmam.
Aslında her şeyin pembe olmasını çok da sevmiyorum..
Ama bu iki kumaşı kombinlemek inanılmaz hoşuma gidiyordu. Hediyeliklerde de kullanmam gerektiğini düşündüm. Araya biraz mint ve fuşya katarak pembeliği kırdığımı düşünüyorum. 
Ben çok severek yaptım ve çok içime sindi. Her ama her detayını kendim yaptım. 
Tamamen el emeğim ve benden izler taşısın istedim..
İstediğim gibi de oldu. 
Pek hoş oldu.


Bu fikri pinterestte gördüm. Çok hoşuma gidince tabii hemen işe koyuldum.. Minik kavanozlar, kumaşlar, inci boncuklar ve içine koyacağım badem şekerleriyle yapımı basit inanılmaz şirin bir hediyelik oldu.






Eski bir grafiker olarak etiket tasarımını da kendim yaptım. (Merak edenler için Corel Draw'da tasarladım.)
Basım işlemini canım arkadaşım @fatmanurrdemirsoy yaptı. 
Bu tarz etiketler ve daha fazlası için kendisine ulaşabilirsiniz..






Benim meşhur kapli lavanta keselerimi bilmeyen yoktur sanırım :)
Bu sefer kendim için yaptım..









Kalabalık olması ihtimali üzerine farklı bir çeşit daha lavanta keseleri diktim. Aynı kumaş kombinleri, saman ipi ve dantel detaylarıyla pek tatlı oldular..









Hediyeliklerimin en minnoşları sanırım..
Eşimle pek severek yaptık. Süslemelerini büyük bir heves ve titizlikle yaptım. İçine kiraz ağacı kokulu kolonya aldık. Pek güzel kokan, pek güzel ve pastel görünen hediyelik oldular..

 













9 Ağustos 2017 Çarşamba

Merhaba "Bebekli Hayat"


Bebekli hayat bebeğine ve annesine göre değişebilir elbette ama benim ve bebeğim için tahmin ettiğimden çok daha güzelmiş.. Hamileyken bir grup "moral bozma timi" boş anımı yakalar ve "Dur bunlar daha iyi günlerin..", "Ooo uykusuz gecelere az kaldı..", "Bol bol uyu sonra hiç uyuyamayacaksın.." gibi bir sürü moral bozucu replikleri arka arkaya sıralardı. Ee bunları zaten biliyordum. Her hamile gibi.. Ve ben bunları göze alarak bir bebek dünyaya getirmeye çalışıyorum. Sen ne diye zırt bırt sürekli bunları hatırlatıp da moralimi bozuyorsun ki? Yok illa konuşacak! Çünkü çok iyi biliyor! Çünkü tecrübe konuşuyor canım! 
Her neyse, ben biraz geriye sarıyorum müsaadenizle.. Bebekli hayatımın en başına, doğduğu güne...
Hastanede bebeğimle baş başa kaldığım an başladı benim için bebekli hayat.. Daha önceleri bir yeni doğan bebeğe bakabileceğimi düşünmüyordum. Annemden ve kayınvalidemden yardım alırım diyordum. Ama enteresan bir şekilde içimde bir yerde bir annelik duygusu belirdi. Ve sanki bebeğim yeni doğmamış da ben yıllardır ona bakıyormuşum gibi hissettim. Emzirmeye çalışmalarım falan derken akşamı ettik. Akşam altını değiştirmem gerektiğini fark ettim. 2 kilo doğmuş bir bebeğin altını değiştirecektim. Aman Allah'ım ! Ya bir yerini acıtırsam, ya canı yanarsa? Çünkü çok küçüktü meleğim. Çöp gibi bacakları ve kolları vardı. Karşısına geçtim ve 1 dakika boyunca bebeğime baktım. Düşündüm. Daha önce hiçbir bebeğin altını değiştirmemiştim. Sonra "Hadi Yıldız.. Sen bu bebeğin annesisin. Asla zarar vermezsin ona! Bismillah!" dedim ve başladım. İnanamadım. Sanki yıllardır bu bebeğin altını değiştiriyordum. Bu kadar olaya hakim ve profesyonel olabileceğimi bende bilmiyordum. Şaşkınlık ve biraz da mutlulukla gurur duydum kendimle. Evet artık ben bir "anne"ydim ! Ve bu, benim hayattaki en büyük başarımdı!
Topuk kanı alınırken ağladım. Hemşiremiz gülümseyerek teselli etti beni. Gözlerinde merhamet ve sevgi dolu bir ifade belirdi, bebeğimle bana bakarken.. Çünkü odadaki diğer 3 kadının hiçbiri ağlamamıştı. Benim verdiğim tepkiyi de anlamsız bulduklarını fark ettim. Doğum sonrası kendimi asla salmadım. Hastanede fiyakalı fiyakalı dolanıyordum. Kafamda taç, ayağımda dantelli lohusa terlikleri falan.. Bazıları sanki uzaylı görmüş gibi bakıyordu hatta.. 1 gün sonra evime geldiğimde bebeğimle hep kendim ilgilendim. Hem de her şeyiyle.. Sadece banyo konusunda cesaret edemiyordum. Bu arada kayınvalidemle annem ev işleri, yemek vs. ilgileniyorlardı sağ olsunlar.. Bebeğimle çok iyi ilgilendiğimi söyleyip beni taktir ediyorlardı. Hatta ikisi de eş dosta sanki 3 4 çocuk annesi gibi iyi baktığımı anlatıyorlardı. Tabii bu da beni çok ama çok mutlu ediyordu. Bebeğim doğduğundan bu yana her ihtiyacıyla yardıma gerek duymadan kendim ilgilenmek benim paha biçilemez bir duyguydu.. Akabinde kayınvalidem 1 hafta kalıp memlekete geri döndü. Annemse 40 gün boyunca benimleydi. Çünkü hala banyosunu tek başıma yapamıyordum.Çünkü bebeğim çok küçüktü ve banyodan çok ama çok korkuyordu. Nefesini tutuyor, kendini sıkıyordu. Zamanla banyo konusunu da halletim neyse ki..


 Bu sürede hayatında neler değişti? diye soracak olursanız..
Hayatım "anne" olduktan  sonra tamamen değişti diyebilirim..
* Artık çayı, kahveyi soğuk içiyorum :)
* Yemek mi? Ne ara nasıl yiyorum bilmiyorum. Yediğimden de bir şey anlamıyorum zaten. Çünkü hep yemek vakti uyanıyor küçük hanım..
* Bana muhtaç minik bir melek var ve ben onun ihtiyaçlarına göre hayatımı idare ediyorum.
* Önceden tek başıma otobüs yolculukları yapardım.. Fotoğraf makinemi de alır.. Kendi başıma gezmeye giderdim.. Kaç aydır otobüse binmiyorum bilmiyorum bile :) 
* Yine önceden :) çok severek konsept fotoğraflar çekerdim. Saatlerimi harcardım.. Artık fotoğraf makinemi elime pek alamıyorum desem yeridir..
* Önceleri 2 günde bir kitap bitirirdim. Bebiş 3 aylık olacak ve ben hala bir kitabı bitirmeye çalışıyorum. :)
* Önceden eşimle canımız sıkıldığında kendimizi bir yerlere atardık. Yeni yerler keşfeder, sevdiğimiz kafelerde kahve içerdik. Şimdi bebek bakım odalarının mevcut olduğu avmlere talimiz..
* Önceleri bol bol uyurdum. Şimdi uykuyla aramız pek bir bozuk :)
* Önceden sık sık sinemaya giderdik eşimle.. Artık bu imkansız.. Uzun bir süredir de öyle olacak :)
* Ev işlerini önceden keyfim ne zaman isterse o zaman yapardım.. Şimdi ev işi yapmak için kelebeğimin uyku aralarını kolluyorum..
* Önceden uzun uzun kahvaltı keyfi yapardım.. Artık kahvaltılarım ışık hızında :)
* Önceden birilerine gittiğimizde bize sarılırlar, halimizi hatrımızı sorarlar, değişiklikleri hemen fark ederlerdi. Artık gittiğimiz yerlerde bizim kuzuyu sevmekten bizi görmüyorlar bile. Hatta aradan yarım saat geçtikten sonra "Hoş geldin.." diyorlar :d
* Önceleri evi mis gibi yemek kokularıyla doldururdum.. Artık çoğunlukla makarna, tost ve ekmek arası gibi pratik yiyeceklerle karın doyurmaya çalışıyoruz..
* Önceden her gün kahve içerdim.. Şimdi Rezene :)
* Önceden alışverişi sadece evim ve kendim için yapardım. Şimdi sadece bebeğim için yapıyorum..
* Önceleri uzuuun ve güzel banyo keyiflerim vardı. Şimdilerde banyo yaptığımda kendimi süper kahraman gibi hissediyorum..
* Önceden telefonumda çektiğim farklı konsept fotoğraflarla dolu olurdu.. Artık sadece meleğimin fotoğrafları ve videolarıyla dolu..
* Önceleri eşimle sıkıntıdan bazen birbirimize sarardık.. Saçma sapan şeylere tartışır, gereksiz şeyler hakkında laflardık. Artık sıkılmaya vaktimiz yok.. Tartışmak mı? Artık evde meleğimiz var. Tartışmak yasak :)
* Önceden hayallerimiz 2 kişilikti. Artık 3 kişilik ♥ 
* Öncelerde aşkı iki kişinin arasındaki duygusal bağdan ibaret sanırdım.. Artık aşkın üç kişilik de olabileceğini öğrendim.. ♥♥♥
Görüldüğü üzere hayatım tamamen değişmiş durumda. Ama bence çok keyifli ve çook eğlenceli. Çook sevgi dolu.. Elbette ki bazen yoruluyor insan, yetemediğini düşünüyor. Uykusuzluk ve yorgunluk beni de yıpratıyor ama bunların bebeğimin sevgisinin üstüne geçmesi imkansız.. Onunla geçirdiğim her an çok ama çok kıymetli. 
Bazen görüyorum anneler çok yakınıyorlar.. Uykusuzluktan, yorgunluktan.. Ben hiç ama hiç yakınmadım.. Başlarda (lohusalık döneminde) ara sıra düşünüyordum. "Ben çok rahatına düşkün bir kızdım.. Bu minik kuş için rahatımı bozdum.. Herkes gezerken ben eve kapanıp kaldım."diye.. Geceleri 2 saatte bir emzirmek için kalktığımda resmen ağlayacak gibi oluyordum. Ama sonra meleğime bakınca hepsi geçiyordu. Bütün o zorluklar, uykusuzluklar, yorgunluklar bir toz bulutu gibi uçup gidiyordu. Ben bebekli hayatın olumsuz yönlerini hiç ama hiç görmedim. Görmemeye çalıştım.. Çünkü biliyorum ki bu geçici bir süreç ve bu zamanlar bir daha asla geriye gelmeyecek.. Elbette ki çok zor ve gerçekten sabır isteyen bir şey... Ama bence güzelliklerinin yanında solda sıfır kalıyor o zorluklar.. Ne kadar uykusuz kalırsam kalayım, ne kadar yorulursam yorulayım olabildiğince tadını çıkarmaya çalışıyorum şu zamanların.. Çünkü çoook güzel.. Ve biliyorum ki çünkü çoook özleyeceğim ! Tıpkı hamileliğimi özlediğim gibi..
Çok acemi bir anneyim.. Deneyerek ve yaşayarak öğreniyorum..
Aklıma takılanları okuyup, araştırıp öğreniyorum. 
Olumsuz sözlere ve tavsiyelere, eleştirilere kulaklarımı kapadım. 
Güzelliklerle güzel yaşamaya çalışıyorum bebeğimin ilk zamanlarını..
Mükemmel anne olma çabası içinde de değilim..
Anne-bebek günlüğümde de yazdığı gibi gerçek bir anne olmaya çalışıyorum..
Her anın tadını çıkarmaya çalışıyorum..
Bebeğimi çook seviyorum ve onu sadece ama sadece sevgiyle büyütmeye çalışıyorum..
Ben "anne"olmayı çok sevdim.
Umarım benim minik bebeğim de büyüdüğünde "annesi" olduğum için şükreder..
Gerçek birer anne olabilmemiz ve bebeklerimizle nice güzel, sağlıklı günler görebilmek dileklerimle..
Sevgiler ♥

20 Temmuz 2017 Perşembe

Doğum Hikayem ♡


Ve ben hayatımda sahip olabileceğim en güzel unvana sahip oldum.. 
'Anne' oldum..

Doğum hikayemi yazmam konusunda bir sürü mesaj alınca (instagramdan) bende yazmaya karar verdim.. Aslında yazıp yazmama konusunda çok kararsızdım.. Bir yanım bu güzel doğumu buraya yazıp kalıcı hale getirmemi söylüyordu, diğer yanımsa o muhteşem anın bana özel kalması gerektiğini söylüyordu..
Mesajlar çoğalıp doğum hikayem merak edilince ve buranın bendeki yeri de pek bir ayrı olunca geçtim klavye başına yazayım dedim..

Doğumumdan bir gün önce içime doğmuş gibi saçımı kestirip, fönlettim.. Doğumdan sonra epey bir zaman kuaföre gidemeyeceğim için doğuma yakın bir zamanda kestirmeyi düşünüyordum. Ama nedendir bilinmez içimden bir his kestirmem gerektiğini söyledi ve gidip bu işi de aradan çıkardık. Akşama eşimle dışarı çıktık. Bebeğimize bir iki şey aldık. Gezdik, eğlendik, yemek yedik.. Saat geç olduğu ve evimizde biraz sapa olduğu için anneme gitme kararı aldık. Nitekim anneme geçtik. Annemin ertesi gün düzenli katıldığı akrabalar günü vardı ve gitmekten vazgeçti beni görünce. Bin bir ısrarla gitmesi için ikna ettim. İstemeye istemeye kabul etti. Sonuçta ben evde de olsam tek başına kalacaktım. Çünkü eşim o cumartesi de çalışacaktı. Her neyse, gece pek iyi uyuyamadım. Ama bu zaten alışıldık bir durumdu.. 30. haftadan itibaren pek de rahat uyuduğum söylenemezdi. Malum bizim pamuk büyümüştü ve büyüyen koca karnımdan uyumak oldukça zordu artık. Huzursuz ve uykusuz geçen gecenin sabahına doğru uyuyakalmıştım. Uyandığımda saat öğlen 12 yi gösteriyordu. Kasıklarımda çok ama çok hafif (belli belirsiz) mens sancısına benzer bir sancı hissettim. Ama üzerinde çok durmadım. Çünkü önceki gün çok hareketliydim sürekli ayak üstündeydim. Ondan kaynaklandığını düşünüp pek umursamadım. Telefonum çaldı ve üniversiteden bir arkadaşımla konuştum. Ertesi gün için sözleştik. Görüşecektik. Telefonu kapadıktan sonra mutfağa geçip buzdolabına baktım. Kendime göre pek bir şey bulamadım ve tost yapmaya karar verdim. Tam o sırada altıma kaçırdığımı sanıp lavaboya koştum. Banyoya gittiğimde karşılaştığım manzara beni çok şaşırttı. Çünkü 35+6 daydım ve suyum gelmişti. Çok kısa bir an panik oldum. Ama gülümsüyordum. Panik olmamın sebebi doğumdan korkmam değildi. Evde tek başına olmam da değildi. Ne yapacağımı o an bilemememdi.. Hızlı düşünüp karar verdikten sonra eşimi aradım. İnanamadı ve benden daha çok panik bir sesle geleceğini söyledi. Telefonu kapayıp anneme de haber verdim. Kadıncağız gittiğine gideceğine pişman olmuştu. O da eşimden ve benden çok daha panik olarak telefonu kapadı. Ben banyodan çıktım. Ve sakince oturma odasına gittim. Yavaş yavaş başlayan doğum sancılarımı dualarla karşılamaya başladım. Sancılarım 5 dakikada 1e düşmüştü. Çok sakindim ve gerçekten huzurluydum. Doğumdan asla ama asla korkmuyordum. Bu en baştan beri böyleydi. Hatta bazıları normal doğumun ne kadar korkunç olduğundan bahsederken ben hayretler içinde kalıyordum. Çünkü bu kadar mucizevi bir şeyin korkunç olduğuna hiçbir şekilde inanmıyordum. Ve tüm kalbimle normal doğum yapabilmek için hamileliğimin en başından bu yana dua ediyordum. Sancılarım hafiften şiddetlenmeye başladığında kapı çaldı. 20 yıllık komşumuz Yasemin Teyze kapıdaydı. Annem aramış ve yanıma inmesi için rica etmişti. Tabii ki Yasemin Teyzeciğim de hemen yanıma inmişti. Şuan net hatırlayamasam da bana birkaç soru sormuştu. Birlikte doğum sancılarımı karşıladık. O da ben de bolca dualar ediyorduk. Ben tam bir teslimiyet göstermiştim. İnanılır gibi değil ama bir gram korku yoktu bende.. Çok ama çok huzurlu, sakindim.. Tevekkül ve bolca dua içindeydim. Her şeyin güzel olacağına kalpten inanıyordum. Pozitif düşüncenin ve duanın gücüne her daim inananlardandım. Sancılarım 4 dakikada 1e düştüğünde iyice şiddetlenmişti. Ve ben nefes egzersizleriyle sancıları hafifletiyordum. Yasemin Teyze beni sözleriyle rahatlatmaya çalışıyordu. Tabii bu süre zarfında telefonum susmuyordu. Kuzenlerim, annem sürekli arıyorlardı. Yasemin Teyzeyle eşimi beklerken bir miktar daha suyum geldi. Lavabodan çıktığımda sancılarım 3 dakikada 1e inmişti. Neyse ki çok geçmeden Şahin (eşim) gelmişti. Apar topar arabaya binip hastaneye doğru yol aldık. Arabada sancılarım iyice şiddetlenmişti. Arabanın tutamaçlarını nasıl da şiddetli tuttuğumu çok net hatırlıyorum. Yol üzerinden kuzenim Betüş'ü de alıp hastaneye doğru gittik. O yol benim için hayatımdaki en uzun yoldu sanırım. Hastaneye yetiştiğimizde sancılarım o kadar şiddetlenmişti ki etrafımda olan hiçbir şeyden haberdar değildim. Çektiğim sancıların şiddeti dışında her şey flu gibiydi. Sancılarım 2 dakikada 1e düşmüştü. Beni hızlıca tekerlekli sandalyeye aldılar. Işık hızıyla sorular yağdırıyorlardı. Ve bende ışık hızıyla cevaplıyordum. Birtakım soruları cevapladıktan sonra bir hastane görevlisi beni yukarı çıkarmak için götürdü. Asansörün kapısında annemi gördüm. Annemi görünce anne diye inlemeye başlamıştım. Sancılarım o kadar şiddetliydi ki başka hiçbir şey düşünemiyordum. Annem sıkıca ellerimden tuttu ve dua etmemi söyleyerek bana kısa da olsa veda etti. Bana hemen bir hasta önlüğü verdiler. Sancı içinde alelacele hasta önlüğünü giydim. Kadın bir doktor ultrasonla bebeğin durumunu kontrol etmek için yatırdı. Zaten sancı içinde kıvranıyorken bir de kasıklarıma olanca gücüyle bastırması canımı çok daha fazla yakmıştı. Sancıların verdiği şiddetle bacaklarımı geriye doğru çekmiş olmalıyım ki kadın beni bir güzel azarladı. Sinirlerim iyice bozuldu. İçimden o kadının doğumuma girmemesi için dua ettim. En son istediğim şey doğumuma bir kadın* doktorun girmesiydi. Çünkü hamileliğim boyunca deneyimlediğim bir şey varsa o da kadın doktorların çoğunun çok anlayışsız, merhametsiz ve kaba olduklarıydı. Erkek doktorlar çok daha kibar ve anlayışlılardı. Kendi doktorum görev için başka bir hastaneye gittiğinden işim tamamen şansa kalmıştı. Kadın bana sesini yükselterek bacaklarımı indirmemi söylüyordu. Ve sürekli bastırıyordu. Ona büyük çişimin geldiğini ve tuhaf bir şekilde ıkınma hissi oluştuğunu söyledim.. Kaşlarını çatarak ve hiç de hoş olmayan bir üslupla, "İyi iyi rahatlayacaksan yap buraya kakanı!" demez mi? Sinirlerim iyice boşaldı. Bir doktor olarak onun daha iyi bilmesi gerekiyordu. Ben bu konuda tamamen tecrübesizdim. Büyük çişim zannettiğim şey aslında bebeğimin kafasıydı. (Bunu sonradan öğrendim) Kadını ve yaptığı o kötülüğü umursamamaya çalışarak sakinleştim. Güzel düşünmeliydim. Bebeğim geliyordu. Kadın bana karşıdaki sandalyede beklememi söyledi. Ben sancılar içinde kıvranarak beklerken kadın hiç oralı olmadı. Bildiğiniz kendi halinde oyalandı durdu. Sanki sancı çekmiyormuşum ve hiçbir şey yok gibi kendi kendine takıldı orada.. Beklerken bir kez daha suyum geldi orada. Bu arada sancı odalarından gelen sesler korku filmlerini aratmayacak nitelikteydi. Kadınlar ölesiye çığlık atıyorlardı. Ben  hiç bağırmamıştım. Sadece artık sancıların verdiği şiddetli acıya dayanamayıp hafif sesli bir şekilde "Allah'ım yardım et." diyerek ağlamaya başlamıştım. Tam o sırada önümden bir doktor geçti. Bana baktı ve hemen içerideki çok hanım (!) doktora sordu. Ne konuştuklarını bilemiyorum ama ağlamama dayanamamış olacak ki sevgili doktor bey beni hemen çatala aldı. İsmimi sordu ve "Tamam Yıldızcım. Şimdi senden güçlü bir ıkınma istiyorum."dedi. Ben saf tabii hala büyük çişimin geldiğini zannederek çaresizce "Ya ben ıkınamam büyük tuvaletim var gibi.."deyiverdim. Doktorum gülümseyerek, "Yıldızcım o büyük tuvaletin değil bebeğinin kafası.."dedi. Şaşkınlık ve sancı içinde ıkındım. "Çok güzel ıkınıyorsun. Seni hemen doğuma alıyorum."dedi ve beni alelacele yandaki doğumhaneye aldılar. Çatala nasıl çıktığımı bilmiyorum. Bu süre zarfında hep dua ettim. Kendim kadar başkaları için de dua ediyordum. En çok da bebek sahibi olmak isteyenler içindi dualarım. Çünkü biliyordum doğum anında edilen dualar kabul olurdu. Tevekkül, teslimiyet ve bol dualarla doktorumun yönergelerini yerine getirdim. Taş çatlasın 5 ya da 6 kere ıkındım. Ve bebeğimin doğduğunu fark ettim. O an zaman durmuş gibiydi. Tüm renkler solmuş, tüm sesler susmuştu. Bebeğimi  gördüğüm o an.. Ah şuan nasıl da boğazım düğümlendi. Evet her doğum özel evet bir meleğe kavuşmak her şekilde çok güzel ama normal doğumun tadı bir başka.. Yavrucuğuma kavuşmanın bu denli mucizevi ve muhteşem olacağını tahmin dahi edemezdim. Doktorum bebeğimi eline aldığında bebeğim ağlamaya  başladı. O ses sanırım ölene kadar kulaklarımdan gitmeyecek.. Duyduğum en güzel ses.. Bir ağlama ancak bu kadar mutlu edebilirdi beni..Tabii bunu gören ben de hıçkırıklarla ağlamaya başladım.. Sanırım rahat bir 10 dakika susmadan ağladım. "Allah'ım sana şükürler olsuuuun!"diyerek hıçkırıklarla ağlıyordum. Doktorlarım hem duygulanmış hem de gülmüşlerdi. Kalbim deli gibi çarpıyor, yaşadığım bu mucizevi anın muhteşemliği karşısında sadece ağlamakla yetiniyordum. Allah'ım bu harika bir şeydi.. Bir bebeğe kavuşmak ancak bu kadar güzel olabilirdi. 14.15 de bebeğim dünyaya gözlerini açmıştı. Doğumum yanılmıyorsam sadece yarım saat sürmüştü. Geriye eş ve dikiş kalmıştı. En korktuğum olay epizyotemi başıma gelmişti. Ama olsundu. O an hiçbir şey umurumda değildi. Çünkü meleğim sağlıkla dünyaya gelmişti. Normal doğum bebeği doğurduğun anda son bulmuyordu. Bir de eşi düşürmek gerekiyordu. Bu benim için inanın doğumdan daha zor oldu.  Nihayetinde o da bitti. Derken dikişim başladı. Gerçekten çok zordu. Ama bütün o zaman diliminde sadece yanı başımda olan bebeğimi izledim. 1 ay erken gelmişti. Küvöze alınmadığı için ve korktuğumla sınanmadığım için şükürler ediyordum. 
Minicikti.. 2155 gramlık minicik bir bebekti. İnanamıyordum.. Çok güzeldi.. "Bunu ben mi doğurdum yani gerçekten?" diye defalarca sorguladım kendimi.. O kadar güzeldi ki.. Yenidoğan bebekler biraz çirkin olurlardı.. Ve benim meleğim çok erken doğmuştu. Çok küçüktü. Bu kadar güzel olabileceğine inanamıyordum. Belki de annesi olduğum için bana çok güzel geliyordu.. :) 
İlk kucağıma aldığım ve emzirdiğim anı hiç ama hiç unutamıyorum. O sıcaklığı.. Kokusu... Ah...
Yine burnumun diğeri sızladı..


Doğumdan sadece yarım saat sonra.. Yüzüm sanırım her şeyi çok daha iyi anlatıyor..




Güzeller güzeli meleğim.. Annesinin minik kelebeğii... Dünyadaki ilk fotoğrafı.. 
Erken geldiğimiz için çok hazırlıksız yakalandık tabii..
Ne fotoğrafçımız vardı, ne odası.. 
Ama en önemli şey vardı..
O da annesinin sonsuz sevgisi..



Normal doğum anlatıldığı ve abartıldığı gibi korkunç bir şey değil inanın. Evet ben çok kolay ve güzel bir doğum yaşadım ama şuna inanıyorum ki, tam bir teslimiyet, tevekkül gösterdiğinde Allah kolaylığını da veriyor. Pozitif düşünce, dua ve çokça tevekkül.. 
Çook zor ama çoook muhteşem ! 
Bütün o zorluğa rağmen o anı tekrar tekrar yaşamak isterdim.
Deli miyim neyim ! :) 



Sevgili 3. trimester hiç bitmesen olmaz mı?


3. trimester beni çok üzdün ! 
Tam da hamileliğimi sevmeye, keyif almaya başlamıştım ki ışık hızında geldiii geçti..
Karnımın kocaman olduğu bu güzel dönem benim için harika ötesi geçmişti. 


Çoğu kişinin bahsettiği mide ekşimeleri, kramplar, bel ağrıları falan bana hiç uğramadı çok şükür. Çünkü o ekşimeler, krampları zaten 1. trimesterde fazlasıyla yaşamıştım. 


Beni zorlayan tek şey 30-33 haftalar arasında Masal kelebeğimin sağ kaburgamın altına baskı yapmasıydı..
Onun dışında beni zorlayan hiçbir şey olmadı.


Aksine çok keyifli, eğlenceli ve heyecanlı geçti. Gayet pratiktim..Her işimi kendim yapıyordum. Karnım burnumda evimi süpürüp siliyor, toz alıyordum. Kendimi son derece enerjik ve zinde hissediyordum. 


Hatta uzun yolculuklara bile çıktım.. Gayet aktif ve koşturmacalı bir süreç yaşadım. Bu fotoğraflarda Bursa zamanlarımdan... 


En güzeli de son zamanlar olması nedeniyle yavaş yavaş hazırlıklara başlamaktı.. Artık odası ve diğer şeyler için de hazırlıklara başlamıştık. Her şeyi yavaş yavaş, içime sinecek şekilde yaptım..



Onu beklemek en keyifli serüvenim olacaktı..


En heyecanlı bekleyişti şüphesiz..






Son trimesterde en çok şikayetçi olduğum şey şişliklerimdi.. Yüzüm, ellerim ve ayaklarım balon gibi şişmişti :)


Hatta bazı sabahlar kendimi, patlamaya hazır bir bomba gibi hissediyordum..


Kız çocuğu anneyi çirkinleştirir derler..


Bunun doğruluğuna kendi hamileliğimde kanaat getirdim :)



Kısa süren 3. trimester dönemimi çok ama çok özleyeceğimi bilseydim daha çok tadını çıkarırdım sanırım. Gerçi elimden geldiğince çıkarmaya çalıştım ama...



Yine de geriye dönüp baktığımda her şeye rağmen çok güzel ve keyifli bir hamilelik yaşadığımı düşünüyorum.. Tüm sıkıntılarımı unutturan 2. ve 3. trimester dönemim benim için hayatta tadabileceğim en güzel duyguları da beraberinde getirdi şüphesiz.. 
Dilerim bu eşsiz duyguları isteyen ve dileyen herkes gönlünce, en güzel şekilde yaşar.. 

Hamileliğini şimdiden çooook özleyen taze anne 'Yıldız'

Sevgilerimle ♥